Kırkımdan sonra Mahatma Gandhi’yi tanıdım ve hayatım değişti! Gandhi’nin kim olduğunu, neler yaptığını elbette biliyordum ama felsefesini anlamam için Bir Özyaşam Öyküsü adlı ilk gençlik anılarını okumam gerekliymiş. Bu kitap kadar bana ilham veren bir şeye ömrüm boyunca rastlamadım, ancak bunda benim ruhen böyle bir felsefeye hazır olmamın da etkisi olabilir. Kimbilir belki 20’li yaşlarımda okusam bu kadar etkilenmezdim. Kitaptan pek çok konuda kendime dersler çıkardım ama en önemlisi derseniz; en önemlisi kendime karşı dürüst olmayı öğrendim. Bazen insan bir şeyin yanlış olduğunu bilmesine karşın, kendini doğru olabileceğine inandırmak için bin türlü bahane bulabiliyor. Örneğin Gandhi okumak için İngiltere’ye giderken annesine et yemeyeceği konusunda söz vererek iznini alıyor. İngiltere’de arkadaşları yumurta yemesini teklif ettiklerinde önce merakından “Ben anneme et yemeyeceğim diye söz verdim, yumurtadan bahsetmedik” diye yiyebileceğini düşünüyor, ama sonra kendisine karşı dürüst olup annesine verdiği sözün, adı zikredilmese de yumurta yememeyi de kapsadığını, annesinin yumurta yemesine de karşı olduğunu ve onun da söz verirken bunu bildiğini kabullenip yemiyor. Şimdi günlük yaşamımda sık sık “Bu durumda Gandhi olsa nasıl davranırdı?” diye düşünüp uyguladığımı farkediyorum. Geçen yaz zıpkınımı hiç kullanmadım, kıyıya kadar çektiğim bir mavi yengeci öldüremedim bıraktım, hatta geçen gün eve giren kocaman bir kara sineği eşimin isteğiyle öldürdükten sonra üzüldüm ve pişman oldum. Gandhi’ye göre değil ama eskisine göre daha bağışlayıcı, verici, hoşgörülü, dürüst ve huzurluyum.
Geç kalmış mıyım: Evet, genç yaşta okumuş olsam, o yaştaki meşrebimce de faydalanabilirdim.
Otuzlu yaşlarımdan sonra kaşlarımın arasında sınır tanımadan uzayan bir kaç kıl ortaya çıkmıştı. Bir süre bunlarla mücadele ettim ama baktım benden daha ısrarcılar kırkımdan sonra ipin ucunu bıraktım.
Geç kalmış mıyım: Hayır, şimdilik fazla belli olmuyorlar ama yaşlandıkça Necdet Calp'e benzeyeceğim diye de korkuyorum.
Kırkımdan sonra ucuz, çok kolay ve lezzetli bir yemek keşfettim: Bugüne kadar çeşitli yerlerde yediğim haşlanmış çim çim karidesleri çok tatsız ve kokusuz bulduğumdan eve aldığımda ya güveçte soslu, ya da tavada kabuğuyla kızartarak pişiriyordum. Geçen hafta pazardan aldığım iri çimçimler gözüme o kadar hoş göründü ki, aperatif olarak 3-5 ini haşlayayım dedim, ama eskiden yaptığım gibi soyulmuş olarak 5-6 dk haşlamak yerine, aldığım gibi, kabuklarıyla kaynar suya adeta daldırıp , 1-2 dakikada çıkardım. Sonuç çok başarılı oldu, karidese has koku ve doku kaybolmadı, kabukları yerken ayıklamak da çiğden soymaktan çok kolaydı.
Geç kalmış mıyım? Evet, pazardan aldıktan sonra hazırlaması 2 dakika süren nefis bir mezeymiş.
Hayatımda ilk defa kırkımdan sonra güğüs kıllarımı traş ettim, ancakbunu Küçük Emrah gibi estetik kaygılarla yapmadım. Spor yaparken yaşadığım bir göğüs ağrısı sonucu eforlu EKG çektirmeye karar verdim.Görevli hemşire göğsümü inceledikten sonra elektrodları yapıştıracağı yerleri traş etmemi istedi. Kantinden aldığım permatikle bu işi tuvalette hallettim. Şimdi plajlarda göğsümde iki beyaz nokta ile dolaşıyorum!
Geç kalmış mıyım: Hayır! Kesmesi neyse de, uzarken feci kaşındırıyor.
Geçenlerde katıldığım bir rock festivalinde çardak altında sınırlı sayıdaki masadan birini 20'li yaşlarının başında bir kızla paylaşıyordum. Kız bana mendilim olup olmadığını sordu. Bende yoktu, o sırada yanıma gelen arkadaşıma, "Mendilin var mı?" diye sordum. "Ne yapacaksın mendili?" dedi Karşımda oturan kızdan yüzüne karşı üçüncü şahıs olarak nasıl bahsedeceğimi bir an bilemedim, bana çok uzun gelen bir duraklamadan sonra "Bu hanımkız istiyor da" dedim.
Daha sonra epey moralimin bozulduğunu gören benimle yaşıt arkadaşım üzülmememi, bizim yaşımızda bu tabirin ağzımızda çok da garip durmadığını söyleyerek beni teselli etmeye çalıştı.
1986'da Marmaris kavşağından Akyaka'ya ilk kez gittiğim azmak kıyısından geçen yolu kırkımdan sonra tekrar buldum. Son 20 yıldır Akyaka-Gökova'ya belki 50 kez gittim, ama azmakbaşının ilerisinde ne var diye sorduğum birinin 'yok birşey' demesi üzerine yolun devamına yürümeyi hiç denememiştim. Son Akyaka seyahatimde teknelerin kalktığı iskelenin dibinde azmak turu düzenlemeye başladıklarını görünce kayığa bindim, şaştım kaldım. Azmak içerilere kadar uzanıyor, kıyısında da restoranlar yer alıyormuş. Dibi pırıl pırıl görünen sudaki 30 dakikalık tekne turundan sonra su kıyısındaki restoranlara araba ile gittik. Yemekten sonra yola devam edince Marmaris kavşağına, 22 yıl önce otostop yaptığım alt geçide çıktık.
Geçen hafta hayatımda ilk kez, kırkımdan sonra Middle East Gathering denen uluslararası bir hippi toplantısında katıldım. Diğer kardeşlerle beraber dans ettim şarkı söyledim, yemek yaptım. Sanki zaman makinası ile 70'lere çiçek çocukları günlerine dönmüş gibi oldum. Güzel bir ortamdı ama bana pek hitap etmedi, bir gün kalıp döndüm.
Geç kalmış mıyım? Evet, yirmili yaşlarımda katılsam daha hoşuma giderdi.
Geçenlerde yaşadığım bir deneyim kırkımdan sonra bana şunu öğretti: Bir mal bir gün düşük fiyata satılıyorsa her zaman aynı fiyata satılabilir. Eskiden bir malda büyük bir indirim olunca heyecanlanır, büyük miktarlarda alırdım. Örneğin rakı üreticilerinin kaliteli rakılarda hiç indirim yapmadığı zamanlarda Burgaz Yeşil Üzüm Rakısı'nın bir haftasonu indiriminde 19,90'a satıldığını duyduğum zaman markette sıra beklemeye üşenmeyip 5 şişe almıştım. Aradan belki iki yıl geçti, aynı marka hala indirimlerde, hem de 19,50 ye satılıyor.
Geç kalmış mıyım: Evet. Eskiden enflasyon olduğundan stokçuluk kabul edilebilir bir durumdu, ama son yıllarda fiyatlar pek değişmediğinden bu durumu farketmekte geç kaldığım söylenebilir.
Sakal traşı ile aram hiç iyi olmadı. Tıp fakültesini, hemen hemen hiç kesmediğim uzun sakallı halimle bitirdim. Köyde çalışırken ya da asistanlığım sırasında da haftada iki gün(Genellikle Pazartesi-Çarşamba) traş olmakla birlikte dinci partilerin iktidara gelince memurlara sakalı serbest bırakacakları konusunda bir umut besliyordum. Uzmanlığımı aldıktan bir süre sonra haftaiçi hemen hergün traş olmaya başladım. Geçenlerde ise kırkımdan sonrahayatımda ilk kez bir Pazar günü traş oldum. Buna son zamanlarda günlük hayatta yüzyüze geldiğim insanların; özellikle belli yaşın üstündekilerin temiz traşlı olmasının bende daha olumlu bir izlenim bıraktığını farketmem sebep oldu. Şimdilik haftasonları düzenli traş olmamakla birlikte, eskiden bana anlaşılmaz gelen, uzun tatillerde bile her sabah traş olan hemcinslerimi biraz olsun anlamaya başladım.
Geç kalmış mıyım? Hayır, gençlere kirli sakal yakışıyor.
Son yıllara kadar dişlerimin sağlamlığı ile övünürdüm. Kırkımdan sonra yemeklerden sonra kürdan kullanma ihtiyacı hissetmeye başladım. Diş hekimi bir arkadaşıma bu konuyu danıştığımda dişlerin zamanla su kaybederek küçüldüklerini ve aralarında boşluk oluştuğunu söyledi. Ayrıca yaklaşık bir aydır iki kez yenilendiği halde bir türlü hassasiyeti geçmeyen bir dolgum var. Yine diş hekiminin söyediğine göre dişlerimde ince mine çatlakları oluşmuş, ve bunlar yüzünden oluşan sızıntı dolguların altına iniyormuş. Dişlerimi eskisinden daha sık ve uzun süre fırçalamaya başladım ama fayda etmiyor.
Gecikmiş miyim? Evet, keşke eskiden beri daha sık ve uzun süre fırçalasaydım.
Çocukluğumdan beri hep kendimden büyüklerle arkadaşlık ettim. Kendimden bir iki yaş küçüklerle bile arkadaşlık ise, istisnalar dışında sıkıcı gelirdi. Kırkımdan sonra farkettim ki artık kendimden küçüklerle arkadaşlık etmekten sıkılmıyorum, hatta epeyce 20'li yaşlarda arkadaş edindim. Yaşlıları dinlemekten hala hoşlanıyorum, ama arkadaşlık etmek sıkıcı gelmeye başladı.
Eskiden mizah dergilerini heyecanla takip eder, sayfaların dibindeki vinyetlere kadar incelerdim. Köşelerdeki büyük ölçekli karikatürlerin kapladığı alana sinir olur, "Şunları küçük küçük bassalar da daha çok karikatür olsa" diye düşünürdüm. Kırkımdan sonra, son yıllarda yaygınlaşan mikro karikatürleri okumak gittikçe zorlaştı, artık ayrıntıları görebilmek için gözlüğümü çıkarmam ve yakından bakmam gerekiyor. Buna da üşendiğimden küçük karikatürleri okumadan geçiyor, ve içimden "Keşke bütün çizerler kocaman kocaman çizseler" diyorum
Geçen yaz annem ve arkadaşları sayesinde hayatımda ilk defa mola vermeden uzun mesafeler yüzebildiğimi keşfettim. Hep birlikte windsurf dersi aldığım koya gitmiştik. Ders veren çocuk yokmuş, kumsalda annemlerle kalakaldım. Kadınların konuşmalarından o kadar sıkıldım ki denize girip yüzmeye başladım. Genelde nefesimi iyi ayarlayamadığımdan 5-10 dakika yüzünce yorulurdum. Bu sefer şnorkeli yanıma aldım, paletleri bıraktım. Kafamı çıkarmadan düzgün nefes alarak yüzmeye başladım. Kıyıya çıkmak da istemediğimden yüzdükçe yüzdüm. 45 dakika aralıksız yüzme sonunda hala yorulmamış olarak kıyıya çıkınca o kadar şaşırdım ki... Yaz boyunca düzenli olarak her plaja gittiğimde 1 saat kadar yüzdüm. Pazar günleri uzayan sakalımın sağ omzumu tahriş etmesi dışında bir sorun yaşamadım.
Gecikmiş miyim: Evet, uzun yüzme sağlık açısından güzel bir aerobik egzersiz olmanın yanı sıra zevkli de bir spor.
Geçen yaz Mordoğan Manal koyunda güneşlenirken arkadaki evlerin birinin duvarında Windsurf dersi verilir yazısını okuyunca evde oturan gence kaça verdiğini sordum. Saati 15 dedi, arkadaşımla birlikte 2 saati 20 liraya anlaştık. Hep merak ettiğim ama pahalı bir aktivite gibi geldiğinden yapamadığım windsurfü kırkımdan sonra hayatımda ilk defa kullandım. Yaz sonuna kadar da 2 ders daha alarak epeyce ilerlettim.
Gecikmiş miyim: Evet, tam bana göre bir spormuş. Fazla enerji, harcanmıyor gibi görünse de düşüp borda çıkmak yelkeni kaldırmak epeyce efor gerektiriyor, ve suyun üzerinde sessizce kaymak çok zevkli.
Kayınvalidemin doğum günümde hediye ettiği pazar arabası sayesinde hayatımda ilk defa pazara pazar arabası ile gittim. Büyük rahatlıkmış, bugüne kadar boşuna kollarım kopmuş
Gecikmiş miyim: Evet, kalabalık pazarda yürümeyi zorlaştırması dışında oldukça kolaylaştırıcı bir aletmiş.
Geçen gece Kalyon'da arkadaşım viski söyledi. Gelen viski eski Playboy viski reklamlarındaki gibi pırıl pırıl bir bardakta şeffaf buzlarla geldi. Getirdikleri bardaktan bende de var ama öyle parlamıyor. Eve gelince nedenini merak ettim. Eşime bulaşık makinesinde parlatıcı kullanıp kullanmadığımızı sordum. Üçü birarada tablet kullandığımızdan kullanmıyormuşuz. "O zaman kullanalım" dedim. Sonra içerden bir bardak alıp ışığın altında inceleyince hayatımda ilk defa bardağın dış yüzeyinin halkavi ince çizgilerle kaplı olduğunu şaşkınlıkla gördüm. Ancak dikkatli bakınca görünen çizgiler sanki pırlanta yüzüklü birinin yüzüğünü cama değdirerek bardağı elinde çevirmesiyle oluşmuş gibiydi. Öyle pırlanta yüzüklü çok tanıdığımız olmadığına göre çizgiler bulaşık sırasında oluşmuştu. "Biz kaliteli deterjan mı kullanıyoruz?" diye sordum, öyleymiş. Güzel bardaklarımı bulaşık makinesinde yıkamamaya karar verdim.
Hayat sanki bir deniz, biz de suyun üzerinde ilerliyoruz. İlk zamanlarda, çocuklukta falan, deniz çok dalgalı, sen ise sanki ufak bir salın üzerinde çırpınıyor, bir an önce hızlı hızlı gitmek istiyor, ancak pek fazla yol alamıyorsun.
Zaman geçtikçe teknen büyüyor, kalitesi ve hızı artıyor, ancak senin hızlı gitme isteğin git gide azalıyor.Yavaş yavaş tadını çıkararak gitmek, etrafı seyretmek istiyorsun. Ancak çocuklukta hızlı gitmek ne kadar zorsa, yaşlandıkça yavaşlamak da o denli zorlaşıyor. Bütün motorlarını istop etsen bile artık kocaman bir gemi olmuş olan aracın çarşaf gibi denizin üzerinde hızla ve sessizce kayıyor. Sen ise güverteden geminin pruvasının yardığı suların iki yana doğru açılarak uzaklaşmasını ve ufukta beliren karşı kıyının hızla yaklaşmasını hüzünle izliyorsun.